Mikrobiyata, vücudumuzda organlarımız üzerinde yaşayan ve bize zarar vermeyen tüm mikroorganizmaları anlatan bir terimdir. Deri, ağız, barsaklar, solunum sistemi, genitoüriner sistem burun gibi bir çok bölgede yer alan bu canlıların içeriğinde başta bakteriler olmak üzere, virüsler, mantarlar yer alır.

Joshua Lederberg tarafından geliştirilen Mikrobiyom sözcüğü ise vücudumuzda yaşayan ve mikrobiyatayı oluşturan bu mikroorganizmaların genomunu  ifade etmektedir.

İnsan vücudundaki mikrobiyata sayısı, insan hücre sayısından 8-10 kat daha fazladır. Bu durumda insanın aklına şu soru geliyor : Acaba biz mi mikrobiyata üzerinde yaşayan canlılarız J Bu kadar fazla sayıda mikroorganizma toplamda 1-1,5 kg ağırlığındadır. Bu canlıların %70’i gastrointestinal sistemde yer alır. Kalın barsakta sadece 500’den fazla tür vardır. Bunlar 400 metrekarelik bir teniz kortu yüzeyin kaplar.

Bu kadar fazla sayıda canlı bir şey yapmadan durabilir mi sizce? Yapılan çalışmalar göstermiştir ki  kronik olarak nitelendirdiğimiz, uzun dönem devam eden bir çok hastalık bu mikroorganizmalardan kaynaklanmaktadır. Everard ve arkadaşlarının mBio dergisinde, 2014 yılında  yayınladıkları makalede Sindirim sisteminin düzenli çalışması, bağışıklık sistemi dengesi, enerji döngüsünün sağlanması, lipid ve karbonhidrat metabolizması, beyin fonksiyonları, mutluluk, depresyona meyil gibi bir çok fonksiyonu etkilemektedir. Yani kolay kilo almamız, diyete rağmen kilo veremememiz dahil bir çok sağlık problemi bu mikroorganizmaların dengesizliğinden kaynaklanmakladır. Doğal olarak bu hastalıkların ilk belirtisi de kabızlık ya da ishal olmaktadır.

     Kalın barsakta yararlı bakteriler (probiyotikler) çoğunlukla bifidobakteriler ve laktobasilluslar’dır. Bunun dışında bakteriodesler, Klostridyumlar, Escherichia coli, Enterococcus, maya ve küf türleri en sık bulunan  gruptur.

Kabızlık düzeltilmesi gereken çok önemli bir sağlık problemidir.

Ciorba’nın Clinical Gastroenterology  Hepatology’de  yayınladığı   makalesinde ‘yeni bir organ-süper organ’ diye tanımladığı bu mikrobiyal topluluğun metabolik, immünolojik (bağışıklık sistemi), nöroendokrin ve hormonal açıdan bir çok fonksiyonu olduğunu ortaya koymuştur. Mikrobiyata da vücudumuzda bulunmayan ya da üretilmeyen bir çok vitamin ve aminoasitler sentezlenmektedir. Bir bireyin günlük enerji miktarının %10’u bu bakteriler tarafından üretilmektedir. Nat. Rev. İmmunology dergisinde, Macpherson tarafından yayınlanan bir çalışmada gastrointestinal mikrobiyatanın normla bağışıklık sistemi ile direkt ilgili olduğunu ortaya koymuştur. Bağışıklık ve nöromotor fonksiyonun modülasyonu, mukozal bariyer  fonksiyonu direkt bu mikroorganizmalar ile ilişkilidir.

Gastrointestinal kanaldaki bakteriyel flora kişisel farklılar göstermekte ve parmak izi kadar bireye özgü özellikler taşımaktadır. Bu floranın bireye özgülüğünü sağlayan faktörler doğum şekli(vajinal ya da sezaryen olması), annenin vajinal ya da kalın barsak florası, doğum sonrası beslenme tarzı (anne sütü, mama), yakın çevrenin florası, yetiştiği ortam, ailenin beslenme tarzı  oldukça etkilidir. Bireye özgü kalıcı flora ilk üç yaşta oluşur. Daha sonraki kişinin beslenme alışkanlıkları ve çevre daha az olmakla birlikte bu florayı şekillendirir.  Yani ilk üç yıl gelecekteki hastalıkların belirleyicisi olacaktır.

Kalın barsakta yararlı bakteriler ile zararlı bakteriler arasındaki dengenin zararlı flora lehine bozulması, barsak bariyerinin bozularak aşırı geçirgen barsak sendromu (leaky gut) oluşması bir çok kalıcı (kronik) hastalıkların oluşmasına zemin oluşturmaktadır. Çünkü bu durum ağır metal ve toksinlerin kana kolay karışmasını sağlamakta, bağışıklık sistemini uyararak hücrelere karşı anormal yanıt gelişimini arttırmakta (otoantikor) bunlarda kronik hastalıklara yol açmaktadır. 2010 yılında Physiolgy Reviev dergisinde Sekirov ve arkadaşlarını yayınlamış olduğu makalede, mikrobiyata da meydana gelen değişikliklerin hastalıklara nasıl yol açtığının mekanizması detaylı şekilde anlatılmıştır.

Barsak mikrobiyatasında zararlı bakteri hakimiyeti nasıl oluşmakta ve flora nasıl bozulmaktadır? Bu sorunun cevabı son yıllarda gelişen teknoloji  ve sanayileşme olmalıdır.  Artık geçmiş yıllara göre daha hijyenik yaşamakta, raf ömrü olan gıdalar tüketilmekte (makarna, yoğurt, salça gibi), seralarda yetiştirilmiş ve zamanı olmayan gıdaların tüketimi artmakta (domates, salatalık gibi) ve dondurmuş ürün tüketimi tercih edilmektedir. Antibiyotik kullanımı çok artmış ve direnç gelimi nedeni ile barsak miktobiyatasını tamamen bozan kuvvetli antibiyotikler ilk tercih edilmeye başlanmıştır. Tarım alanlarında böceklere karşı kullanılan tarım ilaçları artmış ve çoğu besinler içine nüfus etmeye başlamıştır. Daha fazla ürün vermesi için suni gübre kullanımı artmış ya da genetiği değiştirilmiş ürünler (GDO’lu ) kullanılmaya başlanmıştır. Dezenfeksiyon amacı ile kullanılan deterjan içerikleri, gıdalarda kullanılan boya maddeleri gibi, daha bir çok faktörü kattığımızda barsak florası kötü huylu bakteriler lehine değişmiş ve hemen sonrasında barsak bariyeri bozulmuştur. ‘Batılı yaşam tarzını benimsemiş ülkelerde son 50 yılda kronik hastalık ve kanser oranları gözle görülür oranda artmıştır. Pall Martin isimli doktorun Acta Physiologica Sinica  isimli dergide 2015 yılında yayınladığı çalışmada artan kronik hastalıklar  Tip 2 şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar, barsak hastalıkları, alerjiler, deri hastalıkları, akne (sivilce), depresyon, Parkinson, multipl skleroz, Alzheimer olarak açıklanmıştır.  2007 yılında Palmer ve arkadaşlarının yapmış olduğu çalışmada, anne sütü ile beslenen bebeklere göre formüla ile beslenen bebeklerin gastrointestinal sistemde düşük Bifidobacteria ve yüksek aerobik bakteri kolonizasyonu olmakta ve bu bebeklerde çocukluk çağı astım ve alerjik rahatsızlıkların çok yüksek oranda görüldüğü gösterilmiştir.

Mikrobiyata ve Allerjik Hastalıklar

Mikrobiyata ve Allerjik Hastalıklar

Çocuklarda ve ileri yaşlarda alerjik rahatsılıklar giderek artmaktadır. 20 yaşında kadar alerjisi yokken bir anda polen alerjisi başlayan çevrenizde bir çok insan vardır. Yine çocukluk çağında alerjik rahatslıklar ve astım...
Devamını Oku
Mikrobiyata ve Obezite

Mikrobiyata ve Obezite

İntestinal flora içerisinde 6 baskın tür bulunur. Bunlardan Bacteriodetes ve Firmicutes  türleri %90’lık bölümü oluşturur. Actinobacteria, Fusobacteria, Proteobacteria ve Verrucomicrobia türleri %10 luk bölümü oluşturur. Obezlerde Bacteriodetes türleri daha azalmış,...
Devamını Oku
Mikrobiyata ve Otistik Hastalıklar

Mikrobiyata ve Otistik Hastalıklar

Otizm ve benzeri hastalıkların patogenezinde barsak-beyin ekseninin rol aldığı bilinmektedir. Barsak-beyin ekseni bir iletişim yolu olarak kabul edilir ve bu iletişim yolu iki yönlüdür. Barsak mikrobiyatası, beyin işlevini nöroendokrin, nöroimmün,...
Devamını Oku
Mikrobiyata ve Barsak Hastalıkları

Mikrobiyata ve Barsak Hastalıkları

Kolnada yararlı ve zararlı bakteriler arasında ki denge, zararlı lehine döndüğü zaman inflamasyon dediğimiz bağışıklık sistemi reaksiyonu gelişmektedir. İnflamatuar barsak hastalıkları (Crohn, ülseratif kolit gibi) Lactobasillus ve bifidobacterium türleri azalmaktadır....
Devamını Oku