Hepimizin ortak sorunu olan çatlaklar (tıp dilinde strialar)  dermisin, yani  derinin orta tabakasının içinde yer alan elastin ve kollojen liflerin yapısının, karşılaşılan çeşitli etkenler ile değişimleri sonucu oluşur. İlk evrelerinde basit yöntemler ile ortadan kaldırılması mümkün iken, ileri evrelerde skar tedavisi gerektirmektedir.

Çatlaklar, genellikle aşırı kilo alıp verme durumlarında,  gebelikte,  bazı ilaçların kullanımında ve hormon tedavileri sonrası, cildin en çok gerilen bölgelerinde oluşmaktadır. Hoş görünmeyen küçük çizgiler şeklinde başlar. Bu izler genelde atrofik skar adı verilen yüzeyden çökük izlerdir. Yeni oluştuklarında renkleri mor, kırmızıya yakın gözlenir. Eskidikçe renkleri açılarak gri kurşuni bir renk alır.

Çatlakların en sık görüldüğü bölgeler ise karın, göğüsler, bel bölgesi, üst kollar, bacakların ve dizlerin iç kısımlarıdır. Cilt çatlaklarının daha çok kadınlarda gözlenmesi hormonsal nedenlerinde etkili olduğunu düşündürmektedir. Özellikle doğum sonrası kadınların % 80 ‘inde çatlak oluşumu gözlemlenmektedir.

Çatlak dokusu incelendiğinde bağ doku elemanları dediğimiz, dokuları sıkı tutan ve canlılık veren doku elemanlarının azalmış ve esnek yapısını kaybetmiş olduğunu gözleriz. Bu eskime ve gevşemeyi gidermek için dokudaki bağ doku elemanlarını tekrar oluşturmak gerekir. Böylece deri daha sıkı ve canlı gözlenip çatlaklar azalır. Bu nedenle çatlak tedavisinde birincil hedef çatlak oluşumundan hemen sonra müdahale olmalıdır. Özellikle ilk 6-12 ay içerisinde tedavisine başlanan çatlaklarda başarı oldukça yüksektir.  Henüz  skar oluşumuna kadar ilerlememiş çatlaklarda kimyasal peeling uygulamaları, dermaroller uygulamaları, glikolik asit, glutatyon , hyaluronik asit, retinoik asit, multivitamin ve multimineral solüsyonları ile  mezoterapi tedavileri yeterli olabilmektedir. Ancak ileri evrelerde bulunan, derinleşmiş, skar yapısına yakın çatlakların tedavisinde,  cGF (Konsantre büyüme faktörü) ve dermapen ile mezoterapi ajanlarının kombineli kullanımı  başarılı sonuçlar sunmaktadır.