1.Tüm tahıllar ve onlardan yapılan her şey: Buğday, çavdar, yulaf, pirinç, mısır, darı, süpürge darısı, arpa, karabuğday, akdarı, kavuzlu buğday, tritikale, bulgur, tapyoka, quinoa (tohumları yenen bir Güney Amerika bitkisi), kuskus (bazıları tahıldan yapılmıyor ama çoğunlukla öyle olduğu için listede). Bunları keserek hatırı sayılır miktarda nişasta ve bütün glüten diyetten çıkmış olur. Aslında tüm tahılların kesilmesi diyeti glütensiz yapmaktadır.

Şekerin (sakkaroz) dışında tükettiğimiz karbonhidrat çeşitlerinin başında nişasta gelir. Tüm tahıllar ve bazı kök sebzeler (patates, Hint yer elması, tatlı patates, yer elması, tapyoka) nişasta yönünden çok zengindir. Nişasta, yüzlerce tek şekerin birleşerek çok sayıda dalı olan uzun bir kordon oluşturduğu büyük moleküllerden meydana gelir. Nişastanın sindirilmesi, sindirim sistemi için kolay değildir ve karmaşık yapısı yüzünden sağlıklı insanlarda bile nişastanın çoğu sindirilemez. Sindirilmemiş nişasta, bağırsaktaki patojen floranın çoğalıp toksin üretmesi için harika bir yiyecektir. Beyaz ekmek; yeterince sindirilmeden, sakız gibi yapıuşkan bir maddeye dönüşür. Bu madde, hastalık yapıcı bakterilerin ve parazitlerin çoğalması için harika bir ortam yaratır.

GAPS hastalarının diyetinde nişastaya yer yoktur. Yani tahıl yok, tahıldan yapılmış herhangi bir yemek ve nişastalı sebzeler yok. Klinik uygulamalar, bağırsağa çift şekerler ve nişastasız yeterince uzun bir zaman tanındığında ancak, bağırsakların iyileşme şansı olduğunu gösteriyor. Bu iyileşme gerçekleştiğinde kişi, olumsuz etkilerini yaşamadan tahıl ve nişastalı sebze tüketmeye devam edebilir.

Bu diyete; un yerine öğütülmüş kabuklu yemiş ya da kabuklu yemiş unu; şeker yerine işlenmemiş doğal bal ve kurutulmuş meyve kullanılır. Kitabın tarifler bölümünde hoşunuza gidecek bir sürü güzel tarif bulacaksınız.

2.Tüm nişastalı sebzeler ve onlardan yapılan her şey: Patates, Hint yer elması, tatlı patates, yabani havuç, beyaz yer elması, manyok (tapyoka), ararot, gulgas kökü gibi nişastalı sebzeler de diyette yer almaz.

3.Şeker ve şeker içeren her şey:Kanser hücrelerin şekerle beslenir ve bir dönem şekere “beyaz ölüm” denirdi. GAPS hastalarında zaten risk altında olan bağışıklık sistemine de doğrudan zarar verdiği kanıtlanmıştır. Bunlar yetmezmiş gibi vücut, şeker saldırısıyla başa çıkabilmek için; mevcut mineral, vitamin ve enzimleri aşırı derecede kullanarak, bu hayati maddeleri tüketir. Bir GAPS hastası, zaten magnezyum ve diğer yaşamsal besinlerin eksikliğini çektiği için hiçbir şekilde şeker tüketmemelidir. GAPS hastalarında çeşitli faktörlere bağlı olarak patojenik vücut florasının aşırı çoğaldığını biliyoruz. Bu patojenlerin bir grubu da neredeyse istisnasız olarak, aralarında Candida türlerinin de bulunduğu mayalardır. Mayalar, glikozla ve diğer şeker türleriyle beslenir.

Mayaların aşırı çoğaldığı bir vücutta Candida glikozu ele geçirir ve glikozun, alkollü fermantasyon adı verilen bir işlemle sindirilmesine neden olur. Bu biyokimyasal süreçte Candida ve diğer mayalar, besinlerden alınan glikozu alkole (etanol) ve yan ürünü olan asetaldehide çevirirler. Alkolün özellikle de çocuklar için toksik olduğunu hepimiz biliyoruz. Çok az miktarlarda da olsa, sürekli alkol alımından etkilenmeyecek bir organ yoktur.

Asetaldehid, alkol yan ürünlerinin en toksiği olarak bilinir. Bu kimyasalın en yıkıcı etkilerinden biri, proteinlerin yapısını değiştirebilme yeteneğidir. Büyük oranda proteinlerden meydana geliriz. Hormonlardan enzimlere kadar vücudumuzda bulunan sayısız ve çeşitli aktif madde proteindir. Yapıları asetaldehidle değiştiğinde, fonksiyonlarını gereğince yerine getiremezler. Alkol ve asetaldehid, vücutta pek çok temel besini işe yaramaz hale getirir. Örneğin proteinlere bağlanan asetaldehid; nörotransmitter üretiminde, yağ asitlerinin metabolizmasında ve vücutta daha pek çok süreçte rol alan B6 vitamininin işlevsel eksikliğine yol açar.

GAPS hastalarında bir başka yaygın işlevsel eksiklik, tiroit yetmezliğidir. Tiroit bezi yeterince hormon üretse de, çalışma alanları asetaldehid ve diğer toksinler tarafından işgal edilmiştir. Sonuç olarak kişide tiroit yetersizliğinin tipik belirtileri olan depresyon, cansızlık, yorgunluk, kilo alma, vücut ısısı kontrolünün zayıflaması, bağışıklığın zayıflaması, vb. görülür.

4.Nişastalı bakliyatlar: soya fasulyesi, maş fasulyesi, nohut, fasulye filizi, bakla diyet süresince beslenme programında yoktur. Çünkü nişastanın her çeşidi, GAPS hastalarının anormal bağırsak florası nedeniyle fermente edilemez ve sindirilemez. Bu nedenle, patojenik florayı ve parazitleri besleyen bir yiyeceğe dönüşür.

5.Laktoz ve laktoz içeren her şey: Sıvı veya kurutulmuş her çeşit süt, ticari üretilmiş yoğurt ve ayran, ekşi krema, laktoz içeren işlenmiş yiyecekler diyette yoktur. Laktoz, çift moleküllü süt şekeridir ve GAPS hastaları laktozu sindiremediği için, gaz ve şişkinlik yaratır. Sindirilemeyen her besin gibi gıda intoleranslarına neden olarak beynin ve bedenin toksinlenmesine neden olur.

6.İşlenmiş Gıdalara, Hayır! Kekler, tatlılar ve hazır pek çok yiyecek şekerle yapılır ve hepsinin ana maddesi undur. Bunun yanında renklendirici, koruyucu, tatlandırıcı gibi pek çok kimyasal da içerirler. Glütenli veya glütensiz, hepsinin diyetten uzak tutulması gerekir.

Modern beslenme alışkanlıklarımız içinde meşrubatlar; kimyasal katkıları saymazsak, en büyük şeker kaynaklarından biridir. Bir kutu gazlı içecekte 5 ile 10 tatlı kaşığı arasında şeker bulunabilir.

Meyve suları işlenmiş meyve şekeri ve küfle doludur. Taze sıkılmış olmadığı sürece meyve sularını da diyetinizden çıkarmalısınız. Sözde “diyet” içeceklerde bulunan şeker muadili aspartamın, kanserojen ve nörotoksik olduğu ortaya çıktı. GAPS’lı çocuk ve yetişkinlerin diyetlerinden aspartamı kesinlikle uzak tutması gerekiyor. Gıda endüstrisi yeni işlenmiş ve yapay tatlandırıcılar (ksilitol, mısır şurubu, agave şurubu, diğer şuruplar, vb.) üretmeye devam ediyor. Hiçbiri güvenilir değildir ve bir GAPS hastasının hepsinden kaçınması gerekir. Şeker ve buğday o kadar sinsidir ki, market raflarında bu ikisini içermeyen herhangi bir işlenmiş gıda bulmak çok zor olabilir.

7.Soya olmasın lütfen!İşlenmiş gıdaların çoğunda; margarinlerde, salata soslarında ve diğer soslarda, ekmeklerde, bisküvilerde, pizzalarda, bebek mamalarında, çocuk atıştırmalıklarında, tatlılarda, keklerde, vejetaryen ürünlerde, süt yerine kullanılan ürünlerde, yeni doğanlar için süt formüllerinde bulunabilir.

Soyanın Batı’da kullanım biçimine soya protein izolat deniyor. Nasıl mı yapılıyor? Lifleri bir alkalin solüsyonla ayrıştırdıktan sonra soya fasulyeleri, asitle temizlenmek üzere geniş alüminyum tanklara alınıyor. Soya fasulyeleri asit sebebiyle alüminyumu kalıcı bir şekilde emer ve bu da satışa sunulan üründe kalır. Alüminyum; demans ve Alzheimer hastalıklarıyla ilişkilendirilmiştir. Soya fasulyeleri; alüminyum içinde asitle temizlendikten sonra, kanser gelişimine neden olan nitrat da dahil olmak üzere birçok başka kimyasalla işlem görmektedir. Son ürün; neredeyse tatsız, kolay kullanılır, her gıdaya eklenebilir bir tozdur.

Dünyada üretilen soyanın % 90’ından fazlası genetik olarak değiştirilmiş olmasına rağmen, etiketlerinde bu bilgi nadiren bulunur. Bu yüzden neresinden bakarsanız bakın, soyanın GAPS’lı hastalar tarafından kaçınılması gerekir. GAPS Beslenme Programı tamamlandıktan sonra, geleneksel fermente edilmiş soya ürünleri kullanılabilir: natto, miso ve soya sosu. Sadece üretildikleri soya fasulyesinin organik olmasına ve genetiğinin değiştirilmemiş olmasına dikkat etmelisiniz.